Sanatseverler, göç ve resim serüvenim

Güncelleme tarihi: 9 May 2021



21. yüzyılın akademi, siyaset, kültür ve sanat alanlarında en çok tartışılan başlıklardan biri olan göç, çok sayıda insanı çeşitli etkenler nedeniyle kimi zaman zorunlu, kimi zamansa tercihli olarak etkilemiş, ben de bundan nasibimi almışım.



40 x 30 cm - Karakalem Kağıt 1998 - İmren İyem



Bugün size göçün yaşadığım çevreyi değiştirmesi olarak tanımlanabilir mi bunun hakkında yazacağım. Bazı coğrafyalarda yaşam alanı değişikliğinden de öte bir var olma gayesinin eyleme dönüşmesi olarak da ortaya çıkan göç, yarattığı sonuçlar itibarıyla sanat dünyasının da düşüncelerini kendi ifade biçimlerinde aktardığı bir konu olmasından dolayı ilgimi çekiyor.





Aslında bir yerden başka bir yere taşınmak kadar kolay mıdır?

Mesele sadece eşyaları alıp gitmek midir?


1980'lerin Türkiye'sinde, Diyarbakır’daki yıllarımda eğitim açısından çok şanslı değildim, aniden Ankara’ya gelince akranlarımın düzeyine çok şaşırmıştım. Hiç bilmediğim öğrenmediğim konularda (ders) onlarla tartışmak hatta yeri geldiğinde de yarışmak zorundaydım.


Bana göre oldukça çok mazaretim vardı,ancak bunlara sığınamazdım. Yapmam gereken hayata tutunmak ve başarmaktı.


Böylece lise bitti.


İlk girişte üniversiteyi kazanamadım. Hemen iş hayatı başlamış. Okul forması çıkmış, bir bakmışım işçi gömleği gelmiş...


Evdeki herkes benimle aynı şeyleri yaşıyor. Erkek olanlar kısmen daha şanslı.


Tüm bu koşuşturmalar da bile ders çalışıyorum, illa ki sınavı kazanmalıyım. Fazla mesai ile birlikte günde 10 saat iş, gece de ders.


Sonuç iyiydi. Üniversiteyi kazandım. 2 yıllık maliye bölümü.

Hemen izin aldım (20 gün) okula kayıt yaptırdım. Hatta derslere bile girmeye başladım. Ancak içime sinmeyen birşeyler var; neden maliye okumalıyım ki diyorum.


Sonra ne olacak, iş arıyacağım; ama benim zaten işim var.

Böylece 20 günlük öğrencilik hayatımdan sonra okulu bıraktım.


Günler geçiyor ama nasıl geçiyor bilmiyorum.


Çalışmak hiç bir zaman ana hedefim olmadı. Bir araçtı sadece,

asıl olan iç dünyamı rahatlatacak birşeyler yapmaktı. Bu bazen şiir ya da kitap. Bazen de öğle aralarında iş yerinin arkasındaki sinema salonunda haftanın belli günleri yapılan çiçek mezatını izlemekti. Oturduğum koltuktan sahneye kurulan rayların üstünden geçen demet demet renkli çiçekleri izlemek,onların renk yoğunluğuna hayran olmamak mümkün değildi.(çiçek satıcılığı fena fikir değil)


O günlerde ki bir diğer tutkum ise küçükken evimize alınan dergiden çıkartılmış ve ablamın biriktirdiği "Büyük Ressamlar Ansiklopedisi" Fasiküllerinden ressamların hayatlarını okumak.


Çok iyi hatırlıyorum, Rembrand, Millet, Şevket Dağ,İbrahim Çallı.

Daha pek çok ressamın hayatını ve eserlerini ilk defa o dergi arasından çıkartılarak biriktirilmiş fasiküllerde okumuştum.

Daha sonra kaybolmasınlar diye ciltlettirdim. Hala durur bende.


İçsel olarak pek iyi durumda değildim. Yakamı bırakmayan bir mutsuzluk, yarım kalmışlık hissiyatı okuyarak ya da çiçek resmi geçidini izleyerek geçecek gibi değildi.


Kendime ayırabileceğim zaman dilimi sadece öğle arası 1 saat.


İş yerim merkezi bir yerde olduğu için etrafta 10 kadar resim galerisi vardı. Bu galerileri keşfettikten sonra öğlenleri sergi gezmeye başladım. Benim için günün en anlamlı ve keyifli zamanlarıydı. Tüm resimleri beğeniyordum. Ressamlar ulaşılmaz insanlardı gözümde. Yine bir öğle arası sergi gezerken. Bir ressamla (Muharrem Pire) tanıştım. Kendisine resmi çok sevdiğimi ve ne yapacağımı bilmediğimi söyledim. Telefon numarasını verdi ve atölyesine gelmemi istedi.


O gün iş yerine uçarak döndüm.


Aldığım telefon numarasını hemen o hafta sonu aradım adresi aldım ve heyecanla yola koyuldum. İki katlı bir evin alt katını hoca kendine ayırmıştı. Orada hem ders veriyor hem de kendi resimlerini yapıyordu.


Yüksek tavanlı bodrum katında tavana yakın küçük pencereler vardı.

ilk gözüme çarpan duvarda yukardan aşağıya sarkıtılan 2 metreye 3 metre diyebileceğim boyutta, henüz bitmemiş Karl Marx’ın portresiydi. Çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bir de girer girmez duyumsadığım ve sonrasında da hastası (çok sevdiğim) olduğum boya ve reçine kokusu.


Duvarda irili ufaklı yağlı boya resimler, hızlı fırça vuruşlarıyla yapılmış, bir seferde bitirilmiş hissiyatı uyandıran bir o kadar da güçlü resimler.


Muharrem Pire'nin atölyesine hafta sonları gitmeye başladım.Orada desen çizmeye başladım. Hayat yavaş yavaş anlamlanmaya başladı.


Atölyenin her tarafında olan üst üste yığılmış kağıtlar, kalemler,

boya tabakları, bitmiş-bitmemiş desenler üstünde hala çalışılan resimler hocanın atölyenin içerisinde bir aksiyon halinde hararetli yürüyüşü, konuşması, itirazı ve her seferinde öğrencilere sıradan bir şey söylüyormuşçasına söylediği resmin temelini oluşturan cümleleri.


"Her Resim bir diğer resmin eskizidir."


"Gece düşünüzde gündüz işinizde olacak resim"


"Resim yapmamak için bahane bulmak kolay, yapmak için bahane bulabiliyor musunuz?..."


Atölyede öğrenciler vardı ve yetenek sınavına hazırlanıyorlardı.

Ben de onlarla birlikte çizim yapıyordum. Her köşe buram buram sanat kokuyordu. Bir kere etkisine girmiştim. Atölyeden hiç çıkmak istemediğimi hatırlıyorum. Sanırım hocam da tutkumun farkına varmıştı.


Bir gün bütün çizimler yerde hoca etrafında gezip bakarken benim desenimi gösterip işte bu umut verici dedi. Oldukça acemice çizilmiş ‘desen’e bunu söylemesi beni şaşırtmıştı.


"Hocam bence çok iyi değil!" dedim,


çünkü daha yeni başlamıştım ve bana göre sıfır noktasındaydım.


"Hayır," dedi


"samimi kaygılar var ve gelişmeye açık" dedi.


Atölyede desen dersleri almaya başlayınca iş hayatı benim için yük olmaya başladı. Bir kaç dersten sonra kendisine işi bırakıp sadece resim yapacağımı söylediğimde hiç tereddütsüz ‘’bırak’’ demişti.


Ve istifa ettim. Evliyim bir kızım var, eşim öğrenci ve ben resim yapmak için işi bıraktım. Hocam bana:


"Ben seni bu atölyede ressam olarak yetiştiririm ancak bizim camia acımasızdır, seni alaylı diye dışlarlar" diyerek yönlendirdi. Bir yandan atölyede çizmeye devam ettim, öte yandan hocamın teşviki ile üniversitelerin resim bölümlerinin yetenek sınavlarına hazırlandım ve sınava girdim. Gazi Ünv.Eğitim Fak. Resim Blm ne girmeyi hak kazandım. O zamanlar müzmin bir boşluk taşıyordum içimde, bunun belki de resimle dolması gerekiyordu.


Böylece serüvenim başladı.





Benim yaşadığım coğrafyalarda olduğu gibi aslında diğer coğrafyalarda da yaşam alanı değişikliğinden de öte bir var olma gayesinin eyleme dönüşmesi olarak ortaya çıkınca göç, iyi ki sanat var diyorum. Bu şekilde göçün yarattığı sonuçlar itibarıyla sanat dünyasının da düşüncelerini kendi ifade biçimlerinde aktardığı bir konu oluyor ve anlamlı paylaşımlar için ele alınıyor.



Mesela Çağdaş Yunan şairi Yannis Ritsos örneğindeki gibi. Şiire başladığı ilk gençlik yıllarından bu yana Anadolu’dan gelen göçlerin yarattığı sorunlar, Metaksas dönemi diktası, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işgali, İç Savaş ve 1967’de başlayan Albaylar Cuntası’nın acılı yıllarını bütün yoğunluğuyla yaşamış, kendi ailesinin çileli yaşantılarını da sineye çekip hayata ve yaşatan her şeye dört elle sarılmış bir şair olarak karşımıza çıkar:


"Şiire, aşka ve ölüme inanıyorum, diyor,

işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum.

Bir dize yazıyorum, dünyayı yazıyorum; ben varım; dünya var

Bir ırmak akıyor serçe parmağımın ucundan,

ilk gerçek oluyor bu arılık, bu benim son dileğim."


Hem göç almış hem göçmenlerin geçiş yaptığı bir coğrafya olarak Anadolu’nun da sosyo-kültürel kimliğinin tanımlanmasında göçün büyük etkisi olmuştur. Cumhuriyet tarihinde ‘Büyük Mübadele’ yakın dönemde Körfez krizi sırasında Irak’tan ve Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yine Balkanlar’dan gelen göçlerle devam etti. Günümüzde ise Suriye’de yaşanan iç karışıklığın bir sonucu olarak Türkiye bu ülkeden geniş çaplı bir göç almaktadır.


Farklı kültürlerin keşismesiyle ortaya çıkan renklilik sadece bizim coğrafyamıza ait olan bir zenginlik değil. Örneğin bununla ilgili Gagavuzyda'da onların her yıl yaptığı bir uluslararası sempozyuma katılmıştım. 10 ülkeden sanatçı vardı. Çok keyifli bir ortak çalışmamız olmuştu.


Umuyorum ki göç konusu gelecekte daha çok yaratıcılığın ve yeni yeteneklerin keşfi için bir vesile olur ve gelecek yıllar güzel eserlerle hatırlanırlar.


























12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör