Hoşgeldiniz!

Güncelleme tarihi: 7 May 2021

Bloguma hoşgeldiniz, sanat adına son zamanlarda Studio ii olarak bazı değişiklikler yaptık!





Kayıp Yolların İzcilerine Hoşgeldiniz!


SANAT YOLUYLA DOĞA VE KADINI YENİDEN TANIMAK VE TANIMLAMAK SOYUT BİR DIŞAVURUMCULUK HİKAYESİ



Soyut dışavurumculuk ilk izlerini Turner ve Van Gogh’tan alıp Jackson Pollock, Willem de Kooning’e kadar götürürken genelde içinde erkekleri barındırdı. Ancak kadın sanatçılar da bu akımda ve pek çok popüler sanat hareketlerinde uygulayıcı oldular.

Ancak yaşadığım ülkede bu daha az.

Resim yapmak uzun soluklu bir serüvendir ve yavaş ilerler. Bu ilerleme esnasında sanatçının bir diğer görevi de kendi ruhunu beslemek, güçlendirmek ve bunu sanatına yansıtmaktır. Bana göre; kültürel çeşitliliğe, kadına ve kadın dışavurumcu sanatçılara yeni bir perspektiften bakmanın ve sanatın bu boyutlarının gecikmiş de olsa bir şekilde tanınmasının zamanı geldi.


Resim yapmaya tutku ile bağlıyım ve yaşamımın tamamında resim yapmak isterim. Bu istekle kurduğum Ankara merkezli olan Stüdyo ii, sanatseverleri, özellikle de doğal güzellik ve ilham peşinde koşan kadınları ve sanatçıları vurgulama, birbirine yakınlaştırma ihtiyacını ve arzusunu karşılayan bir yaratıcı sanat mekanıdır.






Stüdyo ii'yi 25 yıl önce kurarken, sanat dünyasında kadınsı varlığını güçlendirmekle derinden meşgul olan insanların işbirliği ile dayanışmaya ihtiyacı vardı. Bu stüdyonun amacı; eylem odaklı ortak bir vizyonla cinsiyet eşitliği ve kültürel çoğulculuğu desteklemek isteyen bireyleri, tutkularını kadınsı bir sanatsal mercekle deneyimleme arzusuna ve hepsinden önemlisi doğa ve kültürü sevgiye bağlamaktır.





Bir kadının bakış açısından soyut dışavurumculuk nedir diye soruyorlar bana. Soyutun varılacak ya da varılan bir aşama olduğunu düşünüyorum; yani birdenbire ortalığa soyut resim yaparak çıkamazsınız. İzleyicinin bunun öncesini görmesi ve bilmesi gerekir. Mesela diyelim ki; doğa resmi yapıyorsunuz, dağları ve ağaçları yapıyorsunuz. Bunları o kadar çok yaparsınız ki bir dönem sonra bozmaya başlarsınız. O bozma lekelere dönüşür, belli bir aşamadan sonra ortalıkta sadece lekeler ya da çizgiler vardır. Yani soyut bir resim vardır, ama sizin çıkış noktanız dağlar ve ağaçlardır. Aklıma Mondrian geliyor mesela. Ben kendime daha çok soyut resimleri yakın buluyorum, yani; yine bir biçimden yola çıkarak, bir takım deformasyonlarla, bozmalarla ama yine de yola çıktığı figürü çağrıştıran resimleri.


Çalışmalarımla, sanatseverlere soyut sanatın enginliğini yeni bir bakış açısıyla keşfettirmenin yanı sıra, zihnin enginliğini öne çıkararak ilham vermeye çalışıyorum. Bu bağlamda Studio ii'nin vizyonu aslında yapılan bu işlerin ötesine geçiyor; sanat endüstrisinde ilerici düşünce ve hareket için bir platform olarak hareket etmeyi, doğada dişiliği ve genel olarak sanat yoluyla soyut ifadeyi tanımlamayı hedefliyor.


Sanatın içinde aktif ama kapsayıcı olmak ve sanat arenasında kadın olmanın ne anlama geldiğini tanımlamak için daha fazla çabalamak ve sosyal yapı ve katmanlarını anlamak gerektiğini düşünüyorum. Örneğin; aynı anda hem harika bir ebeveyn hem de harika bir sanatçı olmak zor olabiliyor. Sonuç olarak; hala günümüzde birçok kadın, kariyeri mi yoksa çocuklarını mı seçmeleri gerektiğini düşünüyor. Bir şeylerden sanki vazgeçmeli mi? Bazılarınız her ikisini de yaparak harika bir iş çıkardığı için benimle aynı fikirde değildir, bunu biliyorum. Yine de hala birçok kadın için bu güncel bir sorundur.

Yıl 2001. Üç çocuklu bir anneyim. En büyüğü 12 yaşında, ikizlerim ise henüz bir buçuk yaşındalar. Sergi teklifi geldi ve bir karar vermek zorundaydım - eğer serginin açılışı yapacaksam, oldukça çabuk hazırlanmalıydım. Hayatımın en karmaşık zamanında üstelik. Bir yandan öğretmenlik yapıyordum, öte yandan ülke 2001 ekonomik krizindeydi ve bir sergi açmak cesaret gerektiriyordu. Ekonomik krizlerde sanat hep arka plana atılır. İyi bir anne olmak istedğimden emindim ve çocuklarımla daha fazla zaman geçirmemin daha iyi olacağı açıktı. Ancak bu şekilde çocuklarla olan bağımız güçlenir, bu bağ sayesinde çocuklarımızın tüm karakteristik özelliklerini anlayabiliriz ve onlar da bu sayede daha iyi öğrenirler diye düşünüyordum. Yine de sanat kariyerim konusunda geri adım atmak istemedim. Hassas davranarak bir denge bulabileceğimi düşündüm ve sonunda sergiyi gerçekleştirmeye karar verdim. Çünkü bu, çocuklarla sanat yapamayacağım ve devam edemeyeceğim düşüncesine karşı bir cevap olacaktı. Her ne kadar sanat kariyerinde ısrarcı olmak, çocuklarımı neredeyse hiç görmediğim zamanlar olacağı anlamına gelecek olsa da.

Aslında ilk başta, bırakın ikizleri, ikinci bir çocuk sahibi olma fikrim dahi yoktu. Ancak 1999 Düzce depremi bu konuda fikrimi değiştirdi. 17 Ağustos 1999'da, Türkiye'nin kuzeybatısında, ülkenin sanayi merkezi ve yoğun nüfuslu bir bölge olan Kocaeli ve Sakarya illerine 17 Ağustos 1999'da MW 7.4 büyüklüğünde bir deprem büyük zarar verdi. Bu, 1923 Tokyo depreminden bu yana modern, sanayileşmiş bir bölgeyi harap eden en büyük yıkıcı olay olarak kabul edildi. İşte o zaman gelecekteki olası bir doğal afette tek çocuğumun yalnız kalmasını istemedim. Mutlaka kardeşi olmalıydı.


Niyet varsa, o işin bir yolu mutlaka bulunuyor. Stüdyo ii'nin bakış açısına uygun şekilde kadın işbirliğiyle bu isteğim şu şekilde gerçekleşti: Bir arkadaşım evime yakın iki katlı bir yer tuttu, üst katı kendisine ayırdı ve alt katı benim için atölye olarak düzenledi. Bazen günde 10 ila 11 saat kesintisiz çalıştım. Bebekler için bir bakıcı geliyordu. Büyük kızım, bebeklerim, bakıcı ve eşim 6 ay boyunca sergiye odaklanan bir tempoyla hazırlandık, sonuç oldukça iyiydi.


TESK Sanat Galerisi'ndeki sergimde yer alan resimlerin bir kısmı kadın figürlerinden, bir kısmı da o dönemde yarattığım doğanın anlamı ve insanın doğaya karşı pozisyonu üzerine yapıtlardı.

Bu tema içimde daha sonra derinleşti ve insan - doğa / insansız - Doğa ve her kadının bir birey olarak görülmesi arzum olarak devam etti.

Ve bugün; elimden geldiğince en iyi şekilde annelik yapmaya çalıştım. Belki mükemmel değildi ama çocuklarımı da sanat ortamına dahil ederek, sevgi ekseninde büyümelerine özen gösterdim. Yıllarımı resim yaparak geçirdim ama aynı zamanda aileme de odaklandım. Tüm çocuklarımın mutlu olduğunu ben çalışırken bile mutlu olduklarını fark ettim.


Çocuklarım her zaman bu bulmacanın ortasında en büyük parçaya sahip oldular ve ben hayalimi, tutkumu yerleştirmeye ve bunun etrafında çalışmaya devam ettim. Studio ii ile ilerlerken umuyorum ki; sanatın, yaratmanın, paylaşmanın ve sanat camiası tartışmalarının dokusuna daha fazla kadın dokunur.






.


9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör